4 Eylül 2010 Cumartesi

     Makaleler  
 
GLOBAL EKONOMİK GELİŞMELER VE TÜRKİYE GÜNDEMİ
- - -
- -
- - -
IMF’in son revize tahminlerine göre Dünya Ekonomisi 2008 yılında Çin ve Hindistan’daki yüksek büyüme oranlarına rağmen son 20 yılın en düşük büyüme oranıyla ancak %3,7 büyüyecek. Mortgage krizinin tetiklediği uluslararası finans krizi bütün dünyayı etkisi altına almaya ve finans alanından genel ekonomiye etkisini göstermeye başladı. Türkiye geçtiğimiz beş yıl boyunca gerek dünyadaki genel ekonomik gelişim sonucu oluşan olumlu havadan faydalanarak gerekse de içerde hayata geçirdiği reformlar ile siyasi ekonomik istikrarla yüksek büyüme oranlarını ve kesintisiz 23 çeyrek büyüme trendini sürdürme başarısını yakaladı. Ekonomik olarak başarılı dönem boyunca özellikle USD/YTL paritesinden kaynaklı yüksek cari açıkla başbaşa kaldı ancak yabancı sermaye girişi ve sıcak parayla cari açığını finanse etti. Her ne kadar bu sıcak paranın oldukça yüksek bir maliyeti olsa da istikrarını muhafaza ederek reel faizleri indirmeye, sürdürülebilir kalkınma ve büyüme oranlarını muhafaza etmeye devam etti. Başta ABD olmak üzere tüm dünyayı etkisi altına almaya başlayan bu ekonomik türbülans veya ekonomik durgunluk, Türkiye’nin siyasal istikrarı devam ettiği müddetçe Türkiye’ye etkileri az oldu. Yinede de son çeyrekteki düşük büyüme oranları ve 2007’de toplam büyüme oranları beklentilerin biraz altında olmak üzere %4,5 olarak gerçekleşti. Türkiye’nin ekonomik varlıklarının değerinin görece düşük olması, son 5 yılda özellikle finans sektörünü derleyip toparlaması ve mali açıdan güçlendirmesi, gelişme potansiyeli ve yüksek tüketici nüfusun cazibesi Türkiye’ye yabancı sermaye girişini devam ettirecek gerekçeler olarak değerlendirilebilir. Türkiye’nin yüksek cari açığının bir nedeni de ithalatının önemli bir kalemini oluşturan enerji fiyatlarının dünyadaki yüksek fiyatları olduğu dikkate alınırsa ekonomik olarak daha önceki dönemlere göre çok daha az kırılganlığa sahip güçlü bir ekonomi olma yolunda ilerlediği görülür. Bu gelişmeler yaşanıyorken AK Parti’ye kapatma istemiyle dava açılması; risk algılamasının artmasına, ekonomik ve siyasal istikrarın bozulmasına ve giderek yabancı sermayenin ülkeye girişinin azalmasına neden olabilecek en kritik gelişme olarak bakmak gerekiyor. Bu davanın Türkiye AB ilişkilerini olumsuz etkileme riski ve buna paralel yabancı sermaye girişinde yaşanacak sıkıntılar Türkiye açısından ciddi şekilde üzerine durulmayı hak eden noktalar olarak öne çıkmaktadır. Yeni dönemde Türkiye uzun dönemdir sürdürülemez bir yapıda olan Sosyal Güvenlik sistemini reforme etmek, büyüme oranlarının %5’lerin üzerinde seyrettiği dönemlerde bile istenen seviyeye indirilemeyen işsizlik oranlarını aşağıya çekmek, KOBİ ve diğer ekonomik alanların rekabet yeteneklerini geliştirmek gibi son derece hayatı konular üzerinde her şeye rağmen önem vermek durumundadır. İşsizlik oranlarının istenen seviyelere çekilememesinin altında Tarım kesiminden boşalan 4 milyona yakın kişinin istihdam sorunu önemli yer tutmaktadır ancak işsizlik oranlarını aşağıya çekmek önemli bir beklenti olarak varlığını korumaktadır. Bunun için kalifiye eleman yetiştirmeye dönük meslek liselerinin ve çıraklık eğitiminin yaygınlaştırılması ve geliştirilmesi politikalarını da masaya yatırmak, işsiz nüfusun niteliğini iyileştirmek büyük bir gereklilik olarak değerlendirilmelidir. En son açıklanan Mart ayı enflasyon oranlarındaki kıpırdanma, (TÜFE endeksinde aylık bazda %0,96 artması ve on iki aylık enflasyonun %9,15’e ulaşması), Uluslar arası kredi derecelendirme kuruluşu Standart&Poors’un ülkenin ekonomik görünümünün “İstikrarlı”dan “negative” çevirmesi gibi daha güncel gelişmeler de Hükümetin ekonomi odaklı perspektifini kaybetmemesinin önemini bir kere daha ortaya çıkarmaktadır. Dünyadaki bütün ekonomilerin kritik bir aşamasında AK Parti’ye kapatma istemiyle dava açılması ve bunun uluslar arası etkileri Türkiye açısından bir kat daha önemli hale geldi. Son yıllardaki ekonomik büyümenin Dünyadaki genel ekonomik büyüme ve Türkiye’nin AB adayı bir ülke olmasından kaynaklandığını düşündüğümüzde demokrasilerde düşünülemeyecek bir kapatma davasının Türkiye’nin geleceğinde, Türkiye - AB ilişkilerinin geleceğinde, Türkiye’nin sosyal, siyasal ve diplomatik alanlarında önemli tahribatlar meydana getirebilecek ve bundan tüm kesimler zarar görecektir. Türkiye’nin önünde işsizlik, ekonomik büyüme, gelir dağılımındaki sorunlar bölgesel ekonomik ve sosyal dengesizlikler, temel eğitim ve altyapı sorunları, Uluslar arası sıcak gelişmelerle ilişkili bölgesel(Ortadoğu-Balkanlar) sorunlar gibi birçok alanda ancak siyasal istikrar ve güçlü demokrasilerle altından kalkılacak sorunları varken siyasetin istikrarı için odaklanma gereği ülkenin enerjisinin mecburen bu alanlarda harcanması anlamına gelecektir. Eksiksiz bir demokrasi ve çağdaş standartlarda bir hukuk düzenine geçilemeden bu sorunların üstesinden gelebilmek mümkün gözükmemektedir. Türkiye sorunlarını; özellikle tam demokrasi-Hukukun üstünlüğü ve kuvvetler ayrılığı bağlamındaki sorunlarını, gerçekten dört başı mamur geniş bir katılımla gerçekleştirilecek anayasayla ve çağdaş bir demokratikleşme hamlesiyle çözüm yoluna sokabilir. Demokrasi ve hukuk alanını evrensel standartlara oturtamayan bir Türkiye ekonomik ve siyasi alanda da sorunlarını aşma imkanını elde edemeyecektir.
 
 



Denge Araştırma Ltd. Şti. 2008 Tüm hakları saklıdır.